
Zor dostum zor...
16 Mart 2016 08:34:19
Bu köşede gerçekler konusunda anladığımızı yorumlamaya çalışıyoruz. Gerçeklerin arkasındaki olguları anlamaya, devran dönüp giderken önümüze her yeni gün konulan olguların mahiyetini görmeye çalışıyoruz.
Kimi zaman yaşantımızın gidişatını derinden etkileyen olaylar tesadüfi şeyler oluyor, kimi zaman da uzun bir nehrin üstünde, nehirle birlikte hareket eden bir şeye benziyor. Bunları tanımlamak her zaman o kadar kolay değil.
Zor... Hem de çok zor.
Ankara'da yaşamış herkes, Güven Park'ın Beş evler Cebeci hattı ile Atatürk Bulvarı'nın kesiştiği, eski başbakanlık binasının hemen aşağısında bulunan noktayı bilir. Arkadaşların, sevgililerin, öğrencilerin buluşma noktasıdır. Köşede bulunan işyerinin adıyla "G..'de buluşalım" diye verilir randevular.
Hava yağışlı değilse randevulaşmak için en uygun noktalardan biridir burası. Geçtiğimiz günlerde bu buluşma noktasında aralarında her yaştan masum vatandaşla, bir intihar bombacısının yolu kesişti.
Otuzyedi can bir anda alevlerin arasında kül olup gitti. Ankara'nın en popüler buluşma noktalarından biri artık en iğrenç, en kanlı terörist eylemlerden birinin mekanı olarak akılda kalacak.
Televizyon haberlerinde cenaze törenleri, ölümde bir araya gelenlerin yaşam hikayeleri, yakınlarının feryatlarını izliyorsunuz. "Ne diyelim" şeklinde ifade edilen bir çaresizlikle, "Söylenecek çok şey var" isyanı arasında gidip gelen kararsız bir ruh halinde herkes...
Terörle birlikte yaşamaya alışılması gerektiğine dair görüş sahibini bağlar ama şurası bir gerçek. Terörün amacı toplumun kimyasını bozmak. Eğer terörün amacı gerçekleşmesin istenecekse soğukkanlı olmakta yarar var.
Meğer ne kadar zor bir şeymiş bu
***
İkiz kuleler uçaklı terörist saldırıya maruz kaldığı gün, dünyanın bir daha asla eskisi gibi olmayacağını söylemiş, 12 Eylül günü aldığım üç gazeteyi, yıllar sonra da konuşulacak bir olayı belgelemek üzere sakladım.
İlk körfez harekatında bombardımanla yetinen ABD ve müttefikleri, ikinci harekatta karadan da Irak'a girdi. Sözde bu ülkede kitle imha silahları vardı. Yönetimi devirdiler, ülkeyi yönetimsel bölgelere ayırdılar, sonra Irak'ta kitle imha silahları olmadığı ortaya çıktı. Yok yere yok edilen bir idare, mahvedilen bir ülke... Netice? Pardon...
Mısır'da, Libya'da yönetimlerin devrilmesinin ardından istikrar gelecekti. Afganistan'da Taliban uluslararası gücün müdahalesi ile son bulacaktı... Petrol kuyuları el değiştirdi, güç alanlarının sınırları yeniden belirlendi...Bölgede sürüsüne bereket etnik ve dini yapılardan kah biri desteklendi, kah öbürü. Mezhep çatışmaları pompalandı, etnik ayrımcılık teşvik edildi. Her şey ahlak, kural, nizam tanımadan yapıldı.
Getirileceği vaad edilen özgürlük, demokrasi, büyük Ortadoğu gibi kavramların hepsinin bir çeşit hırsızlık eyleminin maskesi olduğu bugün 11 Eylül 2001 tarihinde olduğundan çok daha açık, çok daha berrak şekilde anlaşılıyor.
Bu oyunun dışında kalmak, hamaset ve fevri tepkilerin yerine mantık ve ülke sevgisini koyarak mümkün olabilir...
Bu da öyle kolay bir şey değil...
***
Sabah haberlerinde evladını Ankara'daki patlamada yitirmiş bir babanın "Allah kimseyi evladıyla sınamasın" dediğini izledim.
Bu ülkede yaşayan herkesin ortak temennisidir bu. Terör son bulsun, şehitler gelmesin, barış, huzur gelsin diyen herkes bilincinin bir tarafında asıl istenenin "Evlat acısıyla sınanmamak" olduğunu bilir.
Anne acısı, baba acısı, kardeş acısı, hepsi can yakar. Yine de evlat acısının hiçbir şeye benzemediğini yaşamadan da söylemek mümkün. Evladını kaybetmiş biriyle empati kurmak insanın elinden gelmez çoğu zaman. Evlat acısı iyileşen bir acı değildir.
En zor olan şey budur...
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© degisimmedya.com
İletişim Bilgileri Künye İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. Tel : 0 372 322 27 30
E-posta: info@degisimmedya.com


















