
MANZARA-I UMUMİ: CHP...
28 Haziran 2018 08:46:47
CHP, Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce'nin yüzde 30'dan fazla oy aldığı seçimde yüzde 22 küsur oy alabildi.
Bunun üzerine CHP'de kılıçlar çekildi. İstenen kellede bir değişiklik yok. Umutsuzluğa kapılan partililerin bir kısmı her zaman olduğu gibi Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun istifasını istiyor. Açıkça görünen, bu kelle isteme eyleminin failleri, Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce tarafından destekleniyor, en azından mazur görülüyor.
Bu yaklaşımın temelinde, CHP'nin Muharrem İnce liderliğinde yüzde 30 oy oranını geçebileceği varsayımı yatıyor.
Burada şunu sormak gerekiyor. Yüzde 30 oy almayı başaran Muharrem İnce midir? Bu oy Muharrem İnce'nin kişisel oyları mıdır? Yoksa kurumsal bir yapı olarak CHP'nin kemik seçmeninin üstüne İnce'nin çeşitli kesimlerden aldığı oylar mıdır?
Aynı soruyu şöyle sormak da mümkün. Yüzde 22 oy alan Kemal Kılıçdaroğlu'nun şahsı mıdır, yoksa kurumsal olarak CHP'nin alabileceği oylider kim olursa olsunbu mudur?
***
Bu miktarda oy alan bir parti, dünyanın her ülkesinde kitle partisi olarak görülür.
Kitle partilerinin özellikleri arasında kendi ideolojik tabanı dışında kalan seçmenlerden de oy alabilme yeteneğine sahip olmasıdır.
Deniz Baykal'ın ardından genel başkanlığa seçilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun katıldığı tüm seçimlerde birbirine yakın oylar alması, CHP'nin aldığı oy oranına rağmen kendi ideolojik tabanı dışında oy alamadığını gösteriyor.
Hadi İyi Parti'nin kimliği konusunda önyargılı olmayalım ama Milliyetçi Hareket Partisi'nin, HDP'nin, Saadet Partisinin oy oranının belli sınırlar içine hapis kalması onların birer dava partisi, inanç hareketi, etnik yaklaşım, ülkü hareketikısaca kalıpları net olarak sınırlanmış siyasi yapılarolduğunu gösteriyor diyelim. Bu durumda sırf daha fazla oy alabiliyor diye CHP kitle partisi mi oluyor yani?
***
Dünyada yaygın iki demokratik sistem vardır.
Bunlardan Amerikan modelinde, iki merkez parti vardır. Aralıklarla bu merkez partilerin adayları iktidara gelirler. Üçüncü bir partinin iktidara geldiği vaki değildir. Bu partilerin ikisi de merkez parti olduğundan iktidara geldiklerinde radikal politika değişiklikleri gündeme gelmezler. Devletin devamlılığı, politikaların sürekliliği siyasal iktidarı ele geçiren partilere bağımlı değildir buralarda.
İkinci demokratik modelde, çok sayıda merkez parti bulunur. Bu partiler o günün koşullarına ve adaylarına, liderlerine göre kimi zaman iktidara gelirler. Buna da Avrupa modeli diyoruz. Avrupa modeli ülkelerde iki partiden daha fazla siyasi parti iktidar adayıdır. İktidara geldiklerinde değiştirmeyecekleri temel politikalar bunlarda da vardır ama kurdukları hükümetler, Amerikan modeline göre daha kapsamlı dönüşümler gerçekleştirme iddiasındadır.
***
Türkiye'de durum iki modelden de farklıdır.
Çok partili rejime geçişimizin ilk on yılından sonra "merkez parti" hep tek olmuştur. Bu merkez parti önce demokrat Parti idi, sonra Adalet Partisi oldu. 1977'de Ecevit'in CHP'si merkez parti görevini kısa bir süre üstlendi. Sonra yine Adalet Partisi ve Özal'ın Anavatan Partisi merkez parti olarak kendisini konumlandırdı. Doksanlı yılları hatırlayan çok kişi var bugün. O zamanlar radikal görülen Milli Görüş'ün temsilcisi Refah Partisi iktidara milli görüş anlayışını merkez parti konseptiyle uzlaştırarak geldi.
Türkiye'de iktidar olup da bırakan tüm partiler merkez parti iddialarından vazgeçerek ideolojik sınırlarına çekildi diyebilirsiniz. Şu an itibarıyla Türkiye'de bulunan bir buçuk merkez partiden birincisi AK Parti, ikincisi de ideolojik sınırlarını henüz tespit etmek mümkün olamamış İyi Parti'dir. En azından İyi Parti'nin iddiası böyledir.
***
Bu tahlilin ardından CHP'ye geri dönelim.
CHP ne zaman kitle partisi olma yoluna çıkmaya çalışsa, parti içindeki ve dışındaki gruplar onu ideolojik kalıplarının içine çeker. Aynı gruplar bu ideolojik kalıplar içindeyken seçim kazanması için parti yönetimini sıkıştırır. İdeolojik bağlılığı esas alan parti unsurlarının seçim çalışmalarında sahada etkili bir sonuç alacak bir gayret içinde olduğu nadiren görülür. Yine de kendi belirledikleri koşullar altında başarılı olamayınca da yönetimi suçlamaya başlarlar. Çoğu için merkez, sadece kendilerinin bir yere aday olmasıyla akla gelen bir şeydir.
CHP'de kaynayan kazan denilen şey özetle budur.
CHP'nin öncelikle kitle partisi ve iktidar adayı iddiası içinde mi olacağına, yoksa bir dava partisi olarak pozisyonunu mu koruyacağına karar vermesi gerekiyor.
Yukarıda ifade edilenleri yerele uyguladığımızda ne olur? Gelin şu sorunun cevabını verin. CHP'nin 24 Haziran seçimlerindeki adayları, parti içinden mi çok eleştirilmiştir, yoksa karşısında mücadele ettikleri diğer partilerin mensupları tarafından mı?
Cevabınız ikinci şıksa sorun yok demektir. Fakat birinci şık ise bu yazıda anlatılmak istenen hipotezi destekliyorsunuz anlamına gelir.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© degisimmedya.com
İletişim Bilgileri Künye İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. Tel : 0 372 322 27 30
E-posta: info@degisimmedya.com


















