
KARASABAN GÜNLERİ...
06 Mart 2017 10:39:26
Atadan kalma tarlalardaki fındık ağaçlarının uyanma vakti yaklaşırken, önceki senelerde olmayan yeni bir uygulamanın başladığını öğrendim.
Sentetik gübrelerden bir türün terör örgütleri tarafından farklı amaçlarla kullanılması nedeniyle denetim altına alınması hedefleniyormuş. Bu yüzden maliki bulunduğunuz arazi miktarı nisabını aşan gübre verilmiyor artık. Bu miktarı da İlçe Tarım Müdürlüğü'ne giderek reçete şeklinde yazdırıyorsunuz, ondan sonra bu ürünü satan yerden alıyorsunuz. Yani komşunuza iyilik olsun, şehre gidip gelmesin diye gübre almanın zamanı geçmiş.
İlçe Tarım Müdürlüğünde çalışan bir arkadaşımla ayaküstü sohbet ettik. Uygulamanın yerinde olduğu görüşümü belirttikten sonra görüşümü belirttim.
"Bu tamam ama keşke bu amaçla yapılmış olmasaydı. Bunun yerine, belli bölgelerde aile hekimleri veya sağlık ocaklarının olduğu gibi ziraat mühendisleri olsa da, 'senin toprağın ihtiyacı falan ilaç, filan gübredir' diye bildirse de onun öğütlediği takviyeleri yapabilseydik" dedim.
O da: "Bu konuyla ilgili bir şeyler yazman gerek" dedi.
Korkuya mahal yok. Hangi tür toprağa nasıl bir gübre verilmesi gerektiğini anlatacak falan değilim. Zaten uzmanı dururken bu işe girişecek kadar ziraat bilgisine de sahip değilim. Yine de bölgede tarım işlerinin tarihçesi, ziraat bilgisinin veya kamunun konuya bakışının da bizi doğru noktalar götürmediğini teslim etmemiz gerek.
***
Bundan kırk yıl öncesinde, Ereğli nüfusunun yüzde yetmişin üstünde bir kısmı köy ve beldelerde yaşıyordu. Bunların madencilik dışındaki temel üretim biçimi tarım, özellikle de buğday, mısır, arpa gibi tahıl üretimiydi.
O günlerde her evde öküz, inek, katır gibi hayvanlara bakılırdı. Sadece su değirmenlerinde un imalatını yapabilmek için değil, aynı zamanda bu hayvanların kışlık bakımı samana dayalı olduğundan üretilirdi tahıllar. Öküz ve katır traktör ve kamyonet, inek her sene bir dana imal etmek suretiyle et ve süt imalathanesi görevlerini ifa ettiğinden, her ev aynı zamanda bağımsız ekonomik birimler halinde örgütlenirdi. Tahıl aynı zamanda ufak bir kümes için de elzemdi. Eğer evde bir tembeller familyası yaşamıyorsa, et de yenilebiliyordu, süt de, yumurta da... Ekmeğin hası yeniliyordu köy evlerinde. Her lokmada safi emek demekti bu...
Türkiye'nin gıda bakımından kendine yeterli dört ülkeden biri olarak anıldığı yıllar o yıllardı işte.
***
Elektrik, televizyon, eğitim düzeyinin yükselmesi filan derken, köylüler bu üretim biçiminden birer birer koptu. Her sene toprağı eşelemek yerine, para getiren fındık ağaçları dikildi tarlalara. Fındık tarımı yapılmayan tarlalarda bir süre tahıl üretimi sürdü, sonra o da sona erdi.
Tahıl olmayınca saman da olmadığından ahırdaki hayvanlar kayboldu. Kümesteki tavuklara parayla yem almaya başlanıldı. Et için kasaba, süt için markete gidilir oldu. Hani bunları birdenbire olmuş gibi algılamayın. Yaklaşık yirmi yıl ağır ağır ilerleyen bir süreçten bahsediliyor burada. Son on yıldır bu süreç tamamlandı. Eskiden köyde yaşayanlar şehirde yaşayanlara süt, yumurta falan gönderirdi, şimdi şehirde yaşayan akrabalar köydekilere bunu gönderiyor.
Arazilerin bölünmediği dönemlerde fındık tarlalarından elde edilen gelir kıt kanaat de olsa yukarıda zikredilen gıdaları satın almaya yetiyordu. Bir kuşak geçtikten sonra araziler bölündü, gelir karın doyurmayınca, köyler, besleyemediği nüfusu göç olarak vermeye başladı. Ülke de dışarıdan et ve tahıl ithalatı yapmaya başladı.
Ne günlere kaldık!
***
Bugün Ereğli'nin köylerinde büyük oranda fındık tarımı yapılır. Fındık tarımı ile tahıl ağırlıklı tarım arasındaki farkı biliyor musunuz?
Teferruatı bir tarafa bırakırsanız, en temel fark şudur: Fındık yiyerek kışı geçiremezsiniz. Oysa yukarıda anlatıldığı üzere tahıl üretimi pekala evin gıda ikmalini sağlayabiliyordu. Fındık sadece para demektir. Parayı başka şeylerle trampa etseniz bile karnınızı doyuracak miktarda elde edilebilmesi için Ereğli bölgesinde pek az bulunan büyük araziler gerekir.
Arazilerin daha fazla parçalanmaması için yasal düzenleme yapıldı ama çok geç! Atı alan Üsküdar'ı geçti bile. Nüfus göç ettiğinden fındık tarımı bile yaşı hayli ilerlemiş köy sakinleri tarafından yapılıyor. Onların çocuklarının fındıklarına gübre ve ilaç vermekle uğraşacağı şüpheli.
Ortada sıfıra doğru dolana dolana inen bir sarmal var. Daha iyi koşullar için her değişiklik tarımı daha da aşağıda bir noktaya taşıdı. Ereğli nüfusunun yüzde yetmişlik bölümü kırk yıl önce kırsaldayken, bugün kent merkezinde yaşıyor. Fındık para etmiyor. Tarlalar fındıkla dolu olduğundan tahıl üretimi imkanı yok. Hayvan beslemek de aynı sebepten zorlaştı. Fındıklara bakmaya yeterli nüfus da kalmadı. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete...
Olan köy ürünü süt, yumurta ve ekmeğe oldu...
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© degisimmedya.com
İletişim Bilgileri Künye İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. Tel : 0 372 322 27 30
E-posta: info@degisimmedya.com


















