
HOLŞTAYN...
17 Mart 2017 09:25:53
Bu Hollanda konusunda aslında fazla şey bilmeyiz. İki gün önceki seçimlerde ırkçı partinin beklediği oyu alamadığını öğrendik. Ondan iki gün önce de bizim bakanı sınır kapısında beklettiklerini, içeride durumu protesto eden gurbetçileri polis köpeklerine ısırttıklarını öğrendik.
Bunun dışında yaygın olarak bilinenler, bu ülkede Amsterdam ve Rotterdam kentlerinin ünlü olduğunu biliyoruz. Lahey Adalet Divanı'nın bulunduğu Lahey kentinin bu ülkede olduğunu biliyoruz. Bir kısım mürekkep yalamış olanlarımız da, tarım arazisi kazanmak için balıkların arazisine girdiklerini, denizden kazandıkları toprakları ekip biçtiklerini bilir.
Bu arada, Vali Sami Seçkin döneminde, Hollanda'dan inek ithal edilip Zonguldak'ta köylülere dağıtıldığını, bu ineklerin Türkçe öğrenmesini bekleyemeyen köylü arkadaşların ineklere 'Gel kızım" diye sesleneceğine, "Kom kızım kom" diyerek büyük bir lisan becerisine imza attıklarına şahit olmuşumdur. Elin Holştayn ineği nazlı çıkmış olmalı ki, buradaki engebeli orman arazilerinde karnını doyurmayı beceremedi. Birkaç sene içinde hepsi kasabın tezgahını boyladı.
Özellikle turizmle geçimini sağlayan güney bölgelerimizde yaşayanlar fazladan olarak burasının Almanya'dan sonra en fazla gurbetçi bulunan yer olduğunu, son yaşananlardan sonra devamı pek mümkün görünmese de turistlerinin bizim memlekette para harcayanlardan olduğunu bilirler.
Yüzölçümü dersen, Konya kadar yoktur herhalde... Bir dönem tek bir büyük limanları olmasına rağmen tee Güney Afrika'da kolonileşme işlerine girmişler diye akılda kalmış.
***
Son günlerde yaşananları nasıl değerlendirmeli?
Çok az şeyini bildiğimiz bir ülkede yaşayan, pek azı oy kullanmak için konsolosluklara gidecek olan gurbetçilere propaganda yapabilmek için kapılarına dayandık. Elbette bizde de olsa yabancı bir ülke temsilcisinin kamuya açık politik bir toplantı düzenlemesi hükümetin iznine tabidir. Üstelik tam da ırkçı (Tüm Avrupa'da ırkçı partilerin son yirmibeş yılda aldıkları mesafeye dikkatinizi çekeyim) bir partinin iktidardaki liberal partiyi alaşağı etme planları yaptığı bir dönemde, böyle bir izin beklemeyi nasıl yorumlamalı?
Şöyle başlayalım. Bizim iç politikada iktidar partimiz nasıl milliyetçi oyların desteğine ihtiyaç duyuyor, ülkede milliyetçilik dalgasının yükselmesinden karlı çıkabileceğini düşünüyorsa, iki gün önce, Hollanda iktidar partisi de milliyetçi kesimlerin desteğini alabilmek için milli gururlarını okşayacak birtakım eylemlere muhtaçtı. Yani anlayacağınız ya bizimkiler Hollanda'da mevcut hükümete koltuk çıktı, ya da Hollanda'daki hükümet bizimkilere koltuk çıktı.
Bir kere bizimkilerin Hollanda'daki iktidar partisine kazanma yolunda başarıyla takviye sağladığı ortada. Onların bunun karşılığında bizimkilere ne katkı yapacağı belli değil. Ne kadar Başbakan Yıldırım vekilleri fırçalasa da, bir tanesi iki üç puanlık bir kar ettiklerini ağzından kaçırdı.
Bu arada, dış politika açısından her iki tarafın da karlı çıkması mümkün olmayan gereksiz bir gerilim ortamı yaratılmış oldu. İki taraf da bu işin politik getirisinden yararlandı, daha da yararlanmak için ateşe benzin dökmekten çekinmedi. Yangının zirve noktasını ise bir kurt köpeğinin bir Türkün baldırını ısırdığı görüntüler oluşturdu.
***
Bir Çin atasözü "Başkalarını azarlar gibi kendini azarla, kendini affeder gibi başkalarını affet" der. Buna benzer bir Türk atasözü hatırlayamadım ama geçenlerde bir diplomat televizyon programında "Diplomaside ilk sinirlenen, ilk kaybedendir" diye bir laf etti. Bunun halkçası, "Keskin sirke küpüne zarar" veya "öfkeyle kalkan zararla oturur" şeklindedir.
Nitekim, Türkiye'de seçimler olur, referandumlar olur, sular çalkalanır ve durulur. Sonra hiçbir şey olmamış gibi yeni baştan dünyayı kurmaya başlarız. Bu İsrail ile krizde de böyle oldu, Rusya ile krizde de...
Referandumda sonuç öyle veya böyle çıkar. Fakat ne olursa olsun, anlaşılan o ki, birkaç yıl boyunca zaten terör olayları nedeniyle Turizmcilerin kara listesindeki Türkiye'nin Avrupa'dan aldığı turizm payı neredeyse yok olacak.
"Para el kiridir" deyip konuyu savsaklamak mümkün değil. Çünkü Antalya'da, Marmaris'te, Dalyan'da, Alanya'da, ne bileyim insanların turizmi ana meşgale kabul ettiği envai çeşitten muhitte otelcisi, turizmcisi, buralarda çalışan insanlar, bunların satın almalarından geçinen esnaflar açısından bu işin sonucu referandumdan bile önemli. Bir hayat memat meselesi. Belki iki sene sonra ilişkiler de, işler de düzelir ama bu arada birçok işletmenin toparlanması için vakit çok geç olacak.
Şimdiden çifte vatandaşlık konusu, vatandaşlık esasları gibi şeyler sorgulanmaya başlandı. Ama kendi ülkenden oy devşirmek için, gurbet ellerde yaşayan milyonlarca insanı ne gibi sıkıntılara soktuğumuza hiç girmeyelim isterseniz. Yine de tanımlamak kolay:
Kârını başkasının topladığı, çilesini başkalarının çektiği bir kayıkçı kavgası...
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© degisimmedya.com
İletişim Bilgileri Künye İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. Tel : 0 372 322 27 30
E-posta: info@degisimmedya.com


















