
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ...
26 Mayis 2016 10:18:45
Okullarımız birer birer mezunlarını vermeye başladı. Gerçi bu sene yıl sonu baloları ve öğrenci gösterilerine getirilen sınırlama öğrencilerin moralini bozdu ama ne de olsa mezuniyetler öğrencilerin yaşamında önemli olaylardır.
Bizim okuduğumuz köy okulunda mezuniyetin iki tipi vardı. Biri nispeten başarılı öğrencilerin evlerinde ebeveynlerinin göğsünü kabartan kurdeleli diplomalarını alması şeklinde gerçekleşirdi. Öbürü de günde üç öğün tok karnına dayak yemesine rağmen elife mertek diyenlerin mezuniyet şekliydi.
Muhakkak ki öğretmenlerimiz bu arkadaşları mezun etmeyi gönülden istiyordu. Zira her teneffüste arkadaşlarından birinin kafasını yarmayı, eğitim araçlarını farklı amaçlar için kullanarak zarar vermeyi alışkanlık haline getirdiklerinden onların mezuniyeti okul ortamı için de bir rahatlama anlamına geliyordu. Yine de bu arkadaşların sene tekrarı yapmadan mezun olanı azdı.
Öğretmen bu haytalardan bir sepet yumurta veya bir köy tavuğu isterdi. Gerçekte bunu istemelerine rağmen mezuniyetle ilgili tek kelime edilmediğinden, kimse diploma ve yumurta-tavuk ilişkisini tam olarak kuramazdı. Evde yeterli yumurta yoksa komşular dolaşılır, hatta evin tavukları kümesin kıştan çıktığı dönemlerde olduğu gibi minimum seviyede, kuluçkada falansa tavuk da bir komşudan ödünç alınırdı.
Neticede bu şekilde mezun olanlar mezuniyetlerini Odysseus'un yol serüvenini andırır bir şekilde diploma-yumurta (veya tavuk) şeklinde hatırlardı. Belli bir konuda bilgisi olmadığını ifade etmek için halen kullanılan, "Ben bilmem, ilk mektepten tavukla mezun oldum" cümlesinin kökünde bu yarı şaka yarı ciddi denilebilecek uygulama vardır.
***
Çocuklarımızı evin önünden servislere bindirip on-onbeş dakika mesafedeki okullara gönderiyoruz ya... Eskiden bu durum da farklıydı.
Yaşı belli bir düzeyi aşanlar, Armutçuk Ortaokulu'nun EKİ'ye (Sonradan TTK oldu) bağlı Armutçuk Özel Ortaokulu olduğu dönemi iyi hatırlarlar. Bu dönemde Paso Arabaları denilen EKİ mülkiyetindeki, üstü kapatılmış, içine kaba sıralar yerleştirilmiş ahşap kasa kamyonetlerden ibaret araçlara binerek ortaokula giderlerdi. Bu arabalar birçok öğrenci için önemli bir nostaljik hüzün kaynağıdır. Kışın yolda kalırlar, kalan yol yayan gidilirdi ki bugün böyle bir şeyi hayal etmek bile mümkün değil.
Hem bu Paso Arabaları eski Ereğli-Zonguldak yolunda çalıştığından, öğrencilerin pasonun geçtiği yola gidişi bambaşka bir hikayeydi. Mesela bu satırların yazarı, yaklaşık yarım saat yol yürüdükten sonra bu paso arabasına biner, eski Ereğli Zonguldak karayolu, Arslançeşme, Gökçeler, Armutçuk derken kırk dakikalık (Yarı ayakta, yarı oturarak) araç yolculuğuyla Armutçuk Özel Ortaokuluna intikal ederdik. Akşam da aynı yol tersine dönülürdü.
İşin ilginci, yaya olarak kestirmeleri kullanarak üç buçuk saat süren bu yolculuk, öğleden sonra iki ders boş geçtiğinde yaya olarak yapılırdı. Bu boyutta bir yürüyüş bugün yetişkin trekking sporcuları tarafından yapılabilir sadece. Okula erişimin zorluğu nedeniyle ilkokulun ardından tabanları sağlam olmayanlar eğitim yaşamlarına sokak fakültesinde devam ederdi. Yine de nasıl olduysa bu çetin ulaşım koşulları içinden birçok üniversite mezunu çıkmıştır.
***
O dönemde ilkokul notları beş üzerinden, ortaokul ve lise notları on üzerinden veriliyordu. Bugün yüz üzerinden not verilmesine rağmen, yüz alabilen öğrencilere sıklıkla rastlıyoruz. O dönemde öğretmenlerin genel prensibi, "On alan benden çok biliyor demektir, en iyi bilen dokuz alır" şeklindeydi.
Bir öğrencinin ortalaması yedi olursa, dokuz ve on aldığı derslerden teşekkür alırdı. Bir kere resim dersinden teşekkür almışlığım var. Epey dalga geçilmişti benimle. Ortalaması sekiz olanlar ise takdir alırdı. Bunu ise hiç almadığımdan derse mi veriliyor, ortalamaya mı veriliyor hatırlamak mümkün değil. Bilenler varsa hatırlatsın.
Liseyi bitirene dek herhangi bir okula sınavla girildiğini duymuşluğum yok. Öğretmenlerin seçkin öğrencilerini yatılı okumaları için yönlendirmeleri daha sonraları oldu. Öğretmenler ne kadar kızıyor olsa da okul saatleri dışında kalan zamanın tümü oyunla geçerdi. Böyle bu sınıftan sonra A sınavı, şu sınıftan sonra B sınavı, okul biterken dedenin sınavı falan yoktu. Öğrenciler de yarış atı gibi kulvarlara sokulmuş yaratıklara pek benzemiyordu.
Bugün çocuklarımız o dönemdekine kıyasla daha iyi eğitim görüyor şüphesiz. Genel seviye hayli yükseldiğinden o dönemde sınırlı bilgiyle kazanılan okulların, bugün aynı koşullarla kazanılması imkansız. Herkes harıl harıl ders çalışıyor.
Yine de ders çalışmak için oyun saatlerini feda eden çocuklara üzülmemek elde değil.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© degisimmedya.com
İletişim Bilgileri Künye İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. Tel : 0 372 322 27 30
E-posta: info@degisimmedya.com


















