
ELEŞTİRİNİN ELEŞTİRİSİ...
07 Eylül 2016 12:14:21
Eleştiri ele avuca sığmayan, kaypak bir kavramdır. Bir konuyu vülgarize edenler de, kritize edenler de eleştiri eylemini bihakkın gerçekleştirdiğini savunur.
Eleştiride yapılan en temel hata kişiselleştirmedir. Eleştirmenin, kötü sonuçların herhangi bir uygulamadan değil de, eleştirilen kişilerin şahsi kusurlarından meydana geldiği algısını yaratmaya çalıştığı örnekler, eleştiri değil negatif bir PR çalışması, propagandadır.
Bir adım ileri gidip de bir kişiyi ailevi, etnik, politik, dini falan gibi kriterlerle evrenin bir yerine mıhlamaya çalışmak, Merhum Süleyman Demirel'in sözüyle, "Meselenin kuyruğuna mesele takmak"tır ve pek de pozitif bir eylem olarak tanımlanmaz.
Birisinin gerçek değerini takdir etmek isteyen, değerlendirdiği kişinin kim olduğuna değil, ne yaptığına bakmalıdır. Tersini yapan, kendi pozisyonunu da sorgulamaya açar.
Gazeteciler veya merhum meslek büyüklerinden Hakkı Devrim'in taktığı isimle "köşekadıları", kimi zaman siyasileri eleştirir. Yerelde bu eleştiriler daha ziyade milletvekilleri, belediye başkanları ve yerel meclislerin (Belediye ve İl Genel) üyelerine yönelir.
Cüssesi ve etkisi ne olursa olsun, her siyasi, her kamu yöneticisi kamusal alana mal olan eylem ve lafzı açısından eleştiriye açık olmalıdır. Yapılan işlerin neden yapıldığı, o sözün neden söylendiği, maliyetler, gerekçeler, vizyonlar gibi şeylerin sorgulanmasından imtina etmek, yöneticilerin makamlarını kişiselleştirmesi anlamını doğurur ki, bunun köşekadısının eleştirisinin nesnesini kişisel özellikleri ile yerlere çalmasından farkı olmaz.
***
Yerelde "Eleştiri" ve "Eleştirmen" hiç sorgulanmamış veya çok az sorgulanmış yapılardır. Eleştirilerin neden yapıldığını bilen yok gibidir.
Maalesef köşe kadılarının büyük bölümü eleştirilerini, eleştirilerin nesnesi olan kişilere yönelik beklentilerini gerçekleştiremedikleri için yazarlar. Daha özele girdikçe, bu beklentiler para, reklam ilan gibi maddi beklentilerden, selam sabah, kendisi yerine sevmediği birileriyle iş görülmesine kızma, sosyal medya arkadaşlığından atılma, mahkemelik olma, selam sabah durumları gibi acayip sebeplere evrilir.
Böyle olunca da (Hadi eleştirinin nesnesi yerine "Başkan" diyelim. Ne başkanı olduğu önemli değil. Belediye, TSO, Sivil Toplum Kuruluşu, Sendika, hatta milletvekili vb olabilir) başkanın yaptığı işler yerine onun kişiliğiyle ilgili konular ön plana çıkmaya başlar. Seçimde aldığı oy oranından başlarlar, parti içinde onu kimlerin desteklediği-desteklemediği, adaylığının nasıl büyük bir hata olduğunu açıklamaya çalışırlar.
Her nedense, başkanlara yönelik eleştiriler hitap ettiği sosyal grupların veya üyelerinin ortak problemlerini çözmek için yaptığı-yapamadığı şeylere nadiren gelirler. Oysaki basının-köşekadılarının kamusal yarar elde etme misyonu, eleştirilerin tam olarak bu noktadan yapılmasını gerektirir. Belediye başkanı projelerinin kente kattıklarıyla, İktidar milletvekili merkezi hükümet yatırımlarından ne kadarını ilçeye kazandırdığıyla, muhalefet milletvekilleri de sorunlar yaşayan hemşerilerinin ne ölçüde dile getirebildikleriyle değerlendirilirse demokratik ortamın gelişiminden söz edilebilir. Siyasilerin, köşekadılarının çalışma masaları önündeki koltuğa ne sıklıkta oturduğunun gündeme getirilmesinde, kamusal bir yarar varmış gibi yapmak, köşekadısının mesleğine ihanetinden başka bir şey değildir.
Tersinden bir okumayla, bir köşekadısı birini görevi gereği yaptığı, yapamadığı eylemleriyle değil de kişisel özellikleriyle, (Burnu büyük, halka mesafeli, partisine oy getirecek aday o değildi, kılığına kıyafetine dikkat etmiyor) gibi eylemleriyle eleştiriyorsa, biliniz ki beklediği menfaat her neyse onu elde etmeyi başaramamıştır.
***
Hani şu da denilebilir: Bu neden bu kadar önemli?
Aralarında köşekadılarının da bulunduğu kişilerin asıl sorumluluğu kanaat özgürlüğünü kullanması için verileri sağladığı halka karşıdır. Yani menfaat elde eden susuyor, menfaat elde edemeyen eleştiriyorsa böyle bir tablodan kamusal yarar beklemenin yersiz olduğu ortada.
O zaman basın ve köşekadıları bireylerin özgür kanaatlerinin oluşmasına değil, parası olanların görüşlerinin toplumda kabul görmesine hizmet eder ki bunun sonucu erinde geçinde bir çeşit despotizmdir. Yerel siyaset ve ekonomi ağalarının çoğu küçük dünyalarındaki karşı konulmaz güçlerini bu çıkarcılıktan alırlar.
Bireylerin kanaatlerini özgürce oluşturması önemli. Ulusal gazeteler yasalar çerçevesinde kendi politik duruşları üzerinden olayları ve dünyayı anlamlandırmaya çalışırlar. Oysa yerelde bir köşekadısının politik duruş üzerinden eleştiri getirmediği, bunun yerine her seçimde başka bir siyasi görüşün değirmenine su taşıdığı görülür. Bu olgu üzerinde de düşünmek gerekir.
Yerel eleştiri düzlemlerini sırasıyla kişisel konular-olaylar-fikirler şeklinde bir piramide benzetebilirsiniz. Çoğu kişisel konular üzerinden algı üretmeye çalışır, bundan azı olayları yorumlamaya çalışır. Fikirler üzerinden her türlü eleştiri ve görüşü ifade edenlerin sayısı ise denizde bir damla kadardır.
Yerel eleştirilerin zemindeki kişisel konulara sıkışıp kalması ise köşekadılarının ne kadar havalı olsalar da, kendi eğitimlerine (diplomaya değil, eğitimlerine) zaman ayırmaya zahmet etmemeleri ile ilgili bir konu...
Bir nevi cehalet yani.
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© degisimmedya.com
İletişim Bilgileri Künye İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. Tel : 0 372 322 27 30
E-posta: info@degisimmedya.com


















