
AYAK İZİ...
04 Agustos 2017 09:50:56
Geçtiğimiz Ramazan Bayramında, Ereğli ormanlarında bir piknik yürüyüşü yapan bir grup, bir su birikintisin yanında kocaman bir ayak izi gördü. Muhtemelen bindokuzyüzyetmişli yılların ortasından bu yana görülmemiş bir izdi bu.
Ön tarafta parmak izleri, arka tarafta kocaman bir taban izi. Önünde pençe izleri var mıydı yok muydu görünmüyor. Biri, köpek izi mi, diye sordu, olmaz çok büyük dediler. Öbürü domuz izi mi diye sordu, hayır, domuz izi çift toynaklı uzunlamasına olur, o da bundan küçüktür denildi. Oradaki herkesin aklının bir kenarına geliyor ama inanmak kolay değildi. Sonunda karar verildi: "Ayı izi bu..."
Ereğli'nin ormanlarında en son ayı izi göreli kırk yılı aşkın bir zaman geçmiştir. İki sene önce, birisinin ayı gördüğü iddia edilmiş, devletin yaban hayatını canlandırmak için bölgeye başka yerlerden ayı getirdiği iddia edilmişti. Belki gördüğümüz ayı izi değildi, belki ayı iziydi. Devletin bir yırtıcıyı ormana getirip öylesine bırakması akla yakın gelmiyor. Başka bir bölgede yaşarken, vahşi yaşam popülasyonunun doğal yayılma biçimlerine uygun olarak gelmiş gerçek bir ayı da olabilir.
Doğruysa, yarım yüzyılı aşkın süredir Ereğli bölgesinde ilk kez gerçek bir orman alanının tekmili birden var olmasından da söz edilebilir. O halde elde olanı korumak için yeni tehditlere de hazırlıklı olmakta yarar var.
***
Orman dediğiniz yer, ağaçlar, çalılar ve bunların dibindeki çeşitli otsu bitkilerden ibaret değildir. Bir alanın orman adını alabilmesi için börtüşü böceğiyle, beslenme piramidinin en dibinden en tepesine kadar toplu bir yaşama imkan veren devasa bir ekosistemdir.
Bitkileri, ağaçları yok ederseniz, otobur canlıları, geyikleri, karacaları, tavşanları da yok edersiniz. Bunların arasında mesela karacaları yok ederseniz, onların popülasyonunu dengeleyen yırtıcı türleri de yok edersiniz. Domuzları yok ederseniz, beslenme zincirinde onların altındaki halka ile üstündeki halkayı birbirine bağlayan bağı da yitirirsiniz. Yılanları yok edelim derseniz, doğanları, şahinleri de yok edersiniz.
Batı Karadeniz bölgesinin geçmiş asrı, köylerde yaşayanların ormandan tarla açmasının da tarihidir. Önce ayılar kayboldu, sonra tavşanlar, çeşitli kuş türleri... Meydan kala kala çakallara, domuzlara ve sansarlara kaldı. 1990 yılından bu yana köyler düzenli olarak göç verdi, tarlalar atıl kaldı. Birçok tarım arazisi ormana terk edildi.
Fazlaca iyimserlik gibi görünüyor ama bu süreçte dahi ormanların devlet eliyle ıslahı gerçekleştirilirken, bu bölgede yaşayan hayvanlar zor günler geçirmiş olmalı. Kesilen yaşlı ve ekonomik değeri olmayan ağaçların yerine yenileri yetişirken, açılan tarlaların yerini uçsuz bucaksız fındık ormanları alırken, yaban hayatının da geri döndüğüne inanmak istiyor insan.
***
Burası bizim bölgemiz... En kötü haliyle bile az rastlanır bir ekosistemin beşiği idi Ereğli-Zonguldak ormanları.
Ekosistemin, kültür turizminin bir metası olarak değer kazandığı bugünlerde, varolan türlerin ve ekolojik değeri olan alanların yeni baştan ele alınması gerek. Metrekare olarak devasa genişlikte orman alanları bulunmasına rağmen, bunların eko turizm faaliyetleri kapsamında değerlendirilmemesini anlamak kolay değil. Geçtiğimiz yıllarda bir bal ormanı yapıldı. Arıcılar yerini pek beğenmedi. Yeni bir bal ormanı için girişimlerde bulunuluyor ama ne kadar ekosistemin önemli bir birimi olsa da, bu girişimler de hayırlı olsa da, sadece arılara uygun konak yerleri bulmak yeterli değil.
Zonguldak'ın, Ereğli'nin ve diğer ilçelerin ekolojik haritasının çıkarılması gerek. Ormanlar aynı zamanda kestaneki bununla ilgili sokakta kebabını yapanlar hariç, ekonomik değeri olan bir çalışma yokçeşitli mantar türleri, böğürtlenler, yabani çilekler, kızılcık, kuşburnu gibi değerlendirilebilir ürünler de kendiliğinden yetişiyor. Bunlar sadece vahşi yaşama değil, insanoğlunun ekonomik faaliyetlerine de destek verebilecek bitkiler.
Kestane ağaçlarına musallat olan mürekkep hastalığı, kestane kanseri gibi hastalıklarla mücadele etmek anlamında herhangi bir çalışma yok. Eğer beslenme piramidinin temelini oluşturan bitkisel yaşamın rehabilitasyonu sağlanabilirse, Türkiye'nin en güzel, en görülesi ormanlarına sahip olmamak için, bu ormanlarda yetişen ürünlerden ekonomik değerler üretmemek bir neden yok.
Yine de bu konuları konuşuyoruz madem, umutsuz olmak için bir neden yok. Hepimiz bal bal diyoruz. Ağzın tatlanması için konuşup durmanın yeterli olmadığını anlayıp, eyleme geçeceğimiz günler de gelecektir elbet...
Unutmamak gereken asıl şey, doğanın sahibi değil parçası olduğumuz...
ETİKETLER : Yazdır
Yorumlar
Diğer Yazıları





© degisimmedya.com
İletişim Bilgileri Künye İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. Tel : 0 372 322 27 30
E-posta: info@degisimmedya.com


















