
İFLAH OLUR MUYUZ?
12 Ekim 2018 08:43:02
Siyasetçimiz... Seçimden önce kısa sürede tüm sorunları çözeceğini söyler. Bir dönemin bu işler için yeterli olduğunun altını çizer, gereken tecrübenin,bilginin ve bağlantıların kendisinde mevcut bulunduğunu söyler. İstisnasız hepsi üç aşağı beş yukarı bunları söyler. Ne de olsa sözcüğün gramı parayla değil ya...
Gün olur harman olur, seçim günü gelir, bu arkadaşlardan biri seçilir gider. Bir bakmışsın, rozetini taktıktan sonra ağır abi rolünün, halk adamı rolünden çok daha rahat ve tercih edilebilir olduğunu öğrenmiş. Meclise, bakanlıklara, genel müdürlüklere taşınması gereken bölge sorunları birdenbire ağır bir yüke dönüşmüş. Kolay olanı yapmak dururken, doğru olanı ve yapılması gerekeni yapmanın lüzumsuz olduğu sonucuna varılır, ondan sonra koydunsa bul kendisini.
Sadece vekiller akla gelmesin... Belediye başkanları da böyle. Şehri yeniden bir ve bütün yapmak, engellilerin yollarında sorunsuz dolaşabildiği, musluklardan zemzem suyu akan, perdeleri atlastan kültür merkezleri, üstgeçitler, altgeçitler, raylı sistemler uçuşur. Koltuk bir kez geldi mi meseleler en iyi nasıl çözülür yerini, durum en kolay nasıl kurtarılır anlayışı alır. Görülmesi gereken yerde gözler kapatılır, çözülmesi gereken kör düğümlere yeni kör düğümler atılır.
***
Sivil toplum kuruluşlarımız... Sanki adayken hepsinin elinde sihirli değnekler vardır. Üyelerinin sorunları kolaydır da ilçenin, kentin, mahallelerin sorunlarına çözüm ararlar adaylık sürecinde. Sanırsınız bir meslek grubunun, bir kanaat grubunun sözcüleri değil de bir memlekete sultan seçilecekler. Laf etmek parayla olmadığından, ayna karşısında havalı cümleler çalışarak kazanılmış uçsuz bucaksız bilgelikleri, seçilmelerinin ardından bitiverir. Yapılması gereken zorunlu işlerden ziyade ziyaret alıp vermeye dönüşür bütün eylemleri. Geçtim şehir yaşamında anlamlı bir değişiklik yapmak, üyelerinin yaşamında bile 'İşte bu güzel oldu' denilecek anlamlı bir değişiklik sözleri ayaklarda çifte zincirli prangalara dönüşür.
Böyledir insan denilen sosyal varlık. Umudu nerede bulursa onun etrafında kümelenir, bu özellik demokrasinin temelini oluşturur. Umut etmesi gereken kim oluyorsa, seçimden sonra eline tek geçek yeni düş kırıklıklıkları, yeni umutsuzluklar olur birden.
***
Kamu kurumlarımız... Kendilerine talimat verilmediği sürece yere düşen bir vidayı bir masanın aksayan ayağını sağlamlaştırmak için yerine koymayı, ek ödeme gerektiren ağır bir iş olarak algılarlar. Eleştirsen, kabahat senin üstüne kalır, her şeyi doğru mu yapmışlardır, yoksa yeri geldiğinde her şeyi doğru yaptıklarını anlatabilecekleri bir mizansen mi uydurmuşlardır bilemezsiniz bir türlü. Daha önce çalışkan bilinen kişilerin, kamu memuriyetinde ataletin esiri olmaları, devlet eksenli yönetim biçimlerinin en önemli çıkmazlarından değil midir? Mesela diyelim; Ereğli'de senelerdir bir kampus meselesi konuşulurken, kamu idaresinden tek kişinin bu konu ile ilgili bir çözüm önerisi, bir girişimi olmamasını nasıl açıklamak gerek! Neticede toplum yararlanacak ama bunu çözerse kamu idarecisinin başarısını siyasetçinin veya sivil toplum temsilcilerinin üstleneceği kehanetine dayanan bir çekingenlik midir bu? Nedir?
***
Medyamız, Basın kuruluşlarımız, basın mensuplarımız... Bir konuyu değerlendirirken, kamu menfaatinin yerine kendisinin, işyerinin, iş ilişkisi içinde olduğu siyasetçinin, ekonomik çevrelerin hassasiyetlerini gözeten bir medyamız var maalesef. Allah rızası için bir gün doğru olduğuna inandığı şeyi yazmayı zul gören basın mensuplarının çoğunlukta olduğu bir kentte, doğrunun ne olduğuna karar vermek için mihenk oluşturacak olguları nereden bulursunuz? Herkese birer kabahat yamayıp, kendisi sütten çıkmış ak kaşık olmak mümkün müdür? Şikayet edilen bir konu, tetikçi gazetecilik tabiriyle anılan şahıslar... Gerçeği yazdığınızda sonuçlarını önemsemezsiniz. Gerçek sizin tek savunmanızdır. Gerçeği yazmamaktan ekmek parası umanlar, ekmek parası için gerçek olmayanı yazma günahına girenlerin muteber sayıldığı bir dünyada, bir şehirde öbür türlü olanların hissiyatıyla empati kurabilir misiniz?
***
Gelelim vatandaşımıza... Ona memur, işçi, esnaf, işadamı da diyebilirsiniz. Şunu niye yazmıyorsunuz derler, söyle yazayım dediğiniz zaman sen yaz, o senin işin derler. Kendi şikayetini başkasına ihale etme alışkanlığıyla bir şeyden netice alınabilir mi? Ucu kendisine dokunan işlerdesuyunun akmaması, elektriğinin kesilmesi, arsasına imar alamamak gibiarslan kesilen vatandaşımızın, tüm toplumu ilgilendiren konularda kendi görüşünü söylemekten imtina edip bunu başkasının söylemesini istemesi hali... Yahu olur mu öyle şey.
Biz Ereğli'yiz ya... Hepimiz Ereğliliyiz hani...
Bu kafayla iflah olur muyuz?
ETİKETLER : Yazdır
Diğer Yazıları





© degisimmedya.com
İletişim Bilgileri Künye İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. Tel : 0 372 322 27 30
E-posta: info@degisimmedya.com


















