
BENİM BİLDİĞİM...
13 Eylül 2018 09:10:30
12 Eylül 1980 günü sabahın köründe, TRT spikeri Mesut Mertcan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin emir komuta zinciri içinde yönetime el koyduğunu beyan eden metni okuduğunda henüz siyasetle ilgisi olmayan gençliğin eşiğinde bir orta son öğrencisi olduğumdan gelenin ne olduğunu algılayacak durumda değildim.
Askeri yönetim altında geçen birkaç yıl bile durumun vahametini anlamamıza yetmedi. Köylerdeki av tüfeği dışındaki ateşli silahlar toplanırken, biz de düğünlerde atılan silahlardan çıkma boş kovan koleksiyonlarımızı gömdük. Çocuğuz ya... Oyun gibi bir şeydi bunlar... O gün, bir günlüğüne eldeki mühimmatın harcanabilmesi için izin çıkmıştı da herkes gizlediği mermileri takur tukur havaya ateşlemişti.
Sonra candarmalarki hakikaten "Can daraltma" uygulamaları vardısokak ortasında köyün yaşlılarından bazılarını tokatladığına tanık olunca, karakola gidip gelen bazı kişilerin yakınlarının gömüldüğü gergin suskunluğu görünce, şöyle bir turlamaya geldiğiniz ilçe merkezinde otobüste kimlik kontrolü yapan askerlerin tacizleri altında bunalınca, lise yıllarında emniyet güçlerinin sahilde gezinirken üç kişilik arkadaş grubunu kalabalık bularak dağıtmasına şaşırınca, kahvede kağıt oynarken, sivil polislerden tokat yiyince işin vahameti azar azar tepemize binmeye başladı.
Kimi zaman birisi size kinayeli bir laf eder, anlamazsınız. Ertesi sabah söylenen laf içinize oturur ve derin, çok derin bir nefretin, öfkenin çekirdeğini oluşturur ya. 12 Eylül Askeri darbesinin ülkenin siyasal, sosyal ve entelektüel yaşamına nasıl darbe vurduğunu çok daha sonra, üniversite yıllarında anlayabildik. Devlet Güvenlik Mahkemeleri diye bir şey vardı ki havadan sudan gerekçelerle birisini sorguya aldığında geri dönüşü garanti değildi. Ankara halinde kabzımallık yapan, bugün adını hatırlayamadığım Haymanalı bir komşunun darbenin ilk günlerinde götürüldüğü karakolda yaşananlara dair söyledikleri halen tüylerimi ürpertiyor.
Yaşı kemale ermişler arasında o günlerden bir trajedi bilmeyen yok gibidir. Her biri daha detaylı anlatılabilir ama kabaca hatırladıklarım böyle...
***
Bir de anladıklarımız var...
Gerçekte darbe dediğimiz şeylerin asıl vahameti yukarıda aktarılan türden kişisel yaşanmışlıklar değildir. Asıl mesele demokrasinin bir parmak şıklatmasıyla püff diye duman edilmesidir.
Bugünkü gibi bir ortamda bunun anlamını kavramak pek kolay olmayabilir. Demokrasinin ortadan kaldırılması, aynı zamanda içinde yaşadığınız memleketin geleceği hakkında söz hakkınızın da elinizden alınması, sizin olmayan bir toplumsal sözleşmenin dayatılmasıdır. Devlet ve birey arasındaki ilişkide, bireyin devletin nesnesi haline getirilmesidir. Temelde darbe denilen şey budur. Darbenin yukarıda aktarılan cepheleri, bireyin devletin güdümüne girme sürecinin yan etkilerinden başka bir şey değil yoksa.
Türkiye'de darbe tarihi Cumhuriyetten çok daha eski bir şeydir. Yavuz Sultan Selim'in babası Bayezıd'ı tahttan indirmesi darbe değil de nedir? Genç Osman'ın, 3. Selim'in tahttan indirilmesi, 2 meşrutiyet hareketi darbe değil midir? Cumhuriyeti bile darbe kabul edenler var ama bu satırların yazarı bu olayı bir halk hareketi olarak kabul etme eğilimindedir. Zira Cumhuriyet, bireyin devletin kulu değil, sahibi olabilmesi olanaklarını sonuna dek açmıştır. Yine de bunda ne kadar başarılı olabildiği tartışılabilir. Eğer ışık geçirmez gözlükler takmamışsanız, bireyin özgürlüğünün önündeki engellerin yönetim biçiminden değil, uygulayıcıların bir kısmından kaynaklandığını gözlemleyebilirsiniz.
Sonra 60 darbesi, 71 muhtırası, 12 Eylül darbesi, post modernsahi cumhuriyet karşıtlarına ilham veren postmodernist hareketler niye ortadan kalktı? Bunu da bir gün konuşmamız gerekdarbeler filan derken, darbeler bizim tarih zincirimize tespih taneleri gibi arka arkaya dizildi. Ordu içindeki FETÖ'cü ihanet şebekesinin giriştiği 15 Temmuz darbe girişimi bu tespihin son taşı oldu. Son oldu diye düşünmek istiyoruz, zira savunamadığınız özgürlük sizin değildir. Türk halkı ilk kez bu olayda kendi demokratik hakları için direnme yoluna gitti. Bundan sonra kötü niyetli güç odaklarının halkın direnmesi ihtimalini hesaba katmaması diye bir şeyin lafı bile edilemez ki demokrasinin asıl güvencesinin devlet değil halk olduğu yeni bir dünyaya girdiğimizi kabul etmek gerek!
ETİKETLER : Yazdır
Diğer Yazıları





© degisimmedya.com
İletişim Bilgileri Künye İstek, Şikayetleriniz İçin Tıklayın Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz. Tel : 0 372 322 27 30
E-posta: info@degisimmedya.com


















