GÜNCEL

İYİLİĞİ TAVSİYE KÖTÜLÜKTEN SAKINDIRMA

İyiliği tavsiye kötülükten sakındırma...

Abone Ol

Bu yıl Diyanet İşleri Başkanlığımızca, tarihlerinin yakın olması göz önünde bulundurularak Camiler ve Din Görevlileri Haftası ile Mevlid-i Nebi Haftası’nın birlikte kutlanmasına karar verilmiştir. Hafta ile ilgili etkinlikler bugünden itibaren (30 Eylül 2022 Cuma) başlatılmıştır. Haftamızın göz bebeği olan din görevlilerimizin toplumda ifa ettikleri en önemli görev tartışmasız irşat vazifesidir. Biz de bugün bu konuyu ele almayı uygun gördük.

İnsanlara iyi ve güzel olanı tavsiye etmek, kötü ve çirkin olandan sakındırmak, ihmal edilmemesi gereken çok önemli bir görevdir. Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de:

Sen öğüt verip hatırlat. Çünkü hatırlatmak müminlere fayda verir”(Zariyat, 51/55) buyurarak, Hz. Peygamber(sav)i bu vazifeyle görevlendirmektedir.

Bu görev Peygamberimizden sonra bütün müslümanlara intikal etmiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah 'a inanırsınız.” (Âl-i İmran, 3/110) buyurulmuş ve bu görevle bütün müminlerin görevli olduğu bildirilmiştir.

Âyet-i Kerîme’de dikkatimizi çeken iki terim bulunmaktadır. İlki Allah(cc)’ın insanlara emretmemizi istediği ma’ruf; ikincisi insanları sakındırmamızı istediği münker kelimesidir.

Ma’ruf ve münker:

Maruf: Şerîatın emrettiği; münker, şerîatın yasakladığı şey demektir. Başka bir deyimle Kur'an ve sünnete uygun düşen şeye maruf; Allah'ın râzı olmadığı, inkâr edilmiş, haram ve günah olan şeye de münker denilir (Râğıb el-İsfahânı, el-Müfredât, s.505; M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, IV, 2357-2358; V, 3118).

Yani marufu emretmek iman ve itaata çağırmak; münkerden nehyetmek de küfür ve Allah'a başkaldırmaya karşı durmaktır (Kadı Beydâvî, Envârü't-Tenzil, 2/232).

Ayet-i kerime müslümanların ayırıcı özelliğini bildiriyor. Allah'a inanmak, iyiliği emredip, kötülükten alıkoymak. Bu özellikleri sebebiyle de en hayırlı ümmet oldukları ifade buyuruluyor. Çünkü müminler birbirinin kardeşidirler. Elbette kardeş kardeşi uyaracak ve ona doğru yolu gösterecektir. Allah Teâla bu hususu hatırlatarak şöyle buyuruyor:

Erkek ve kadın bütün müminler birbirlerinin dostları ve velileridirler. İyiliği emrederler, kötülükten vaz geçirirler, namazı kılarlar, zekâtı verirler. Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunları Allah rahmetiyle yarlığayacaktır. Çünkü Allah, azizdir, hakimdir.”( et-Tevbe, (9)  71)

Üç Aşama:

Peygamberimiz şöyle buyuruyor:

Sizden biriniz çirkin bir iş görürse, onu eliyle değiştirsin; eğer buna gücü yetmezse, diliyle uyarsın; buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin. Bu ise imanın en zayıf derecesidir.”( Müslim, İman, 20.)

Peygamberimiz çirkin ve haksız bir işi gören müslümanın, buna sessiz kalmayarak tavır koymasını öğütlüyor ve bu tavrın üç şekilde olabileceğini söylüyor: Gücü yetiyorsa onu eliyle men eder. Bu görev öncelikle yöneticilere aittir. Böylece kötülük önlenmiş olur. Buna gücü yetmiyorsa nasihat eder. Kötülüğün zararlarından söz eder. Bunda başarılı olursa yine kötülük önlenmiş olur. Buna da gücü yetmiyorsa o işi onaylamadığını tavırlarıyla belli eder, destek vermez. Onun bu tavrı etkili olabilir ve kötülüğün yayılmasına engel olur.

Peygamberimiz her vesile ile müslümanların bu görevlerini kendilerine hatırlatmıştır. Ebû Said el-Hudri (r.a.) anlatıyor: Peygamberimiz:

-“Yollar üzerinde oturmaktan sakınınız” buyurdu. Ashab-ı Kiram:

-Yol üzerinde oturmak bizim için zorunludur. Lüzumlu olan şeyleri orada konuşuyoruz, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Yol üzerinde oturmaktan vaz geçemiyorsanız, yolun hakkını veriniz” buyurdu. Sordular:

- Ey Allah'ın Resûlü, yolun hakkı nedir? Peygamberimiz cevap verdi:

- “Haram olan şeylere bakmamak, gelip geçene eziyet etmemek, verilen selamı almak, iyiliği emredip kötülükten menetmek. (İşte yolun hakkı budur.)” (Buhârî, Mezâlim, 22; Müslim, Selâm, 2.)

Müslümanlar bu görevlerini yapmazlarsa kötülükler ve haksızlıklar alabildiğine yayılır. İlk anda o kötülüğün zararı sadece onu yapanda kalacağı sanılır ama öyle olmaz. Bulaşıcı bir hastalık gibi toplumu sarar ve o kötülükten toplum büyük zarar görür.

Bu Görev İhmal Edilirse:

Peygamberimiz, kötülüğe karşı tavır koymamanın topluma getireceği felaketi bir örnekle şöyle açıklar:

“Yolcular gemideki yerlerini kur'a ile belirlerler. Kur'a sonucu bir kısmı geminin üst katına, bir kısmı da alt katına yerleşir. Alt kata yerleşenler, burada su olmadığı için su ihtiyaçlarını görmek üzere üst kata çıkmak durumundadırlar. Su almak için üst kata çıktıkları vakit, üst kattakilerin yanından geçiyorlar. Bunun üzerine kendi aralarında konuşurlar: “Payımıza düşen alt katta bir delik açsak da, su ihtiyacımızı buradan görsek ve yukarıdakileri rahatsız etmesek iyi olur.” derler ve geminin alt kısmında bir delik açmaya başlarlar. Şimdi üst kattakiler bunları gördükleri halde bu yaptıkları işe göz yumar, ses çıkarmayacak ve engel olmayacak olurlarsa, açılan delikten içeriye su dolar ve gemi batar. Böylece sadece deliği açanlar değil, gemide olan hepsi boğulur. Eğer üst kattakiler onları bu işden men ederlerse kendileri de kurtulur, onları da kurtarmış olurlar.”( Buhârî, Şirket, 6.)

Peygamberimizin bu örneği bu konuda çok etkili bir örnektir. Bundan anlaşılıyor ki, müslüman duyarlı olacak ve toplumda meydana gelen olaylara ilgisiz kalmayacak ve: “Bana ne her koyun kendi bacağından asılır” demeyecektir. Her koyun dünyada değil, ahirette kendi bacağından asılacaktır. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de:

“Öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (topluma sirayet eder ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.”(el- Enfal, (8) 25)

Ayet-i kerime çok önemli bir uyarıda bulunuyor. Öyle günah ve kötülükler var ki, sadece o günahı işleyenleri ve o kötülüğü yapanları etkilemekle kalmaz, o günahı işlememiş, o kötülüğe bulaşmamış olanlara da erişir. Birçok suçsuzları da gelir bulur. Kurunun yanında yaş da yanar. Bugün toplumumuzda hepimizi rahatsız eden sosyal olayların kaynağında bu ihmalimiz - nemelazımcılık-  vardır.

Marufu emretmek, münkerden alıkoymak sorumluluğunun ağır bir yük olduğunu Hz. Peygamber (s.a.s.)'in şu buyruğu ortaya koymaktadır: "Bana hayat bahşeden Allah'a and olsun ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez" (Ebû Dâvûd, Melâhim, 16; Tirmizî, Fiten, 9; İbn Hanbel, V, 388). şu âyet de ibretle düşünmeyi gerektirmektedir:

"...onlar, (İsrailoğulları) birbirlerine hiçbir münkeri yasaklamadılar. Yemin ederiz ki yapmakta oldukları şey çok kötü idi..." (el-Mâide, 5/78-79).

Kendi Aleyhine de Olsa:

Topluma Allah rızası için nasihat etmek, yol göstermek önemli bir görevdir.Dinin yaşaması, nasihatin Müslümanlar arasında yaygın olması ile mümkündür.

Halka yapılacak nasihat, onların yararına olacak şeylerde -kişinin kendi zararına da olsa- yardımcı olmak ve onlara yol göstermektir. Bunun güzel örneği Cerir b. Abdullah (r.a.) dır.

Cerir bir sahabidir. Peygamberimizin ölümünden kırk gün önce müslüman olmuştur.

Taberânî'nin rivayetine göre: Cerir kendisine bir at satın alması için kölesini pazara gönderir. O da iki yüz dirheme bir at satın alarak parasını ödemek için atın sahibini Cerir'e getirir. Cerir atı beğenir ve sahibinin aldandığına kanaat getirerek, mal sahibi ile yeni bir pazarlığa başlar:

-Senin atın üçyüz dirhemden fazla eder, onu dört yüz dirheme satar mısın? der. At sahibi canına minnet:

-Bu sana kalmış bir şeydir, ey Eba Abdillah, der. Cerir bunu da az bulur ve:

-Senin atın bundan da fazla eder. Onu beş yüz dirheme satar mısın? der ve ''senin atın bundan da fazla eder” diyerek, yüzer yüzer artırmak suretiyle hayvanın fiyatını sekiz yüz dirheme yükseltir ve parayı vererek atı satın alır. Böyle niçin yaptığını soranlara da cevap verir: “Ben Peygamberimize, her müslümana nasihatte bulunmak şartıyla bey'at ettim” der. (Aynî, Umdetü'l-Kârî, 1/323.)

İşte sattığı malın değerini bilmeyen satıcıya, alıcının hayırhahlığı. Cenâb-ı Hak, alıcı ve satıcılarımıza bu şuur uyanıklığını nasip etsin.

Önce Kendimiz:

Nasihat ederken, bu nasihatin etkili olması için dikkat edilmesi gereken bir takım hususlar vardır. Bunların başında başkasına yaptığı nasihate önce kendisinin uyması gerekir. Başkasına yaptığı nasihate uymayan kimseleri Kur'an-ı Kerim uyarıyor:

 “Kitabı  okuduğunuz halde insanlara iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz? Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”( Bakara, 2/44)

Gerçek maruf-münker görevi, en başta insanın kendisinden başlayarak yapılır. Bazı insanlar her devirde, Resule itaati söylerler, kendileri itaat etmezler; sadakayı emrederler, kendileri vermezler. İşte şu ayet-i kerimede onlar uyarılmaktadır

Böyle kimsenin nasihati etkili olmaz ve nasihat ettiği kimseler tarafından ciddiye alınmaz.

 Kendisi içki içtiği halde çocuklarına içkinin zararlı ve kötü bir alışkanlık olduğunu öğütleyen kimsenin bu nasihati çocuklarına etki etmez. Onlar,

“Babamız dediği gibi bu içki gerek sağlık ve gerekse ekonomik yönden zararlı ise, kendisi niye içiyor” değerlendirmesini yaparlar.

Bunun için nasihatçinin önce nasihatini kendisi tutması ve çelişkiye düşmemesi gerekir. “Ele verir telkini, kendi yutar salkımı.” İthamına muhatab olacak davranışlardan sakınmalıdır.

Ahiret’teki Cezası:

Başkalarına yaptığı nasihate uymayanların, kıyamet gününde acıklı bir azaba uğrayacaklarını Peygamberimiz şöyle haber veriyor:

"Kıyamet günü bir adam getirilip ateşe atılır. Karnındaki barsakları dışarı çıkar. Onları, eşeğin değirmen taşını dönderdiği gibi dönderir. Derken, cehennem ahâlisi etrafında toplanır ve: "Ey fûlan, sen dünyada iken (bize) ma'rufu emderip, münkerden nehyetmiyor muydun?" derler. O: "Evet, ma'rufu emrederdim ama kendim yapmazdım, münkeri yasaklardım ama kendim yapardım" diye cevap verir." (Buhârî, Bed'ü'l-Halk,10; Müslim, Zühd,7)

Bilmeyen Neyi Nasıl Anlatsın:

İyiliği emredip kötülükten men edecek olan kimsenin nelerin iyilik, nelerin de kötülük olduğunu bilmesi gerekir. Kur'an ve Sünnet bir şeye ma'ruf-iyilik-diyorsa, o iyiliktir; bir şeye kötülük diyorsa o da kötülüktür. O halde mümin önce Kur'an ve Sünnete göre nelerin iyilik ve nelerin kötülük olduğunu öğrenmesi lâzımdır. Çünkü o, bu görevi Allah ve Peygamberi adına yapacaktır. Onun için Allah'ın o konudaki hükmünü bilmesi gerekir. Aksi takdirde kaş yaparken göz çıkarmış olur. Bakınız Allah Teâlâ bu konuda Kur'an-ı Kerim'de ne buyuruyor:

Dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak, ‘Bu helâldir, şu da haramdır’ demeyin. Çünkü Allah’a karşı yalan uydurmuş oluyorsunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.”( en-Nahl, (16) 116)

Öncelikle İlim Sahiplerinin Görevi:

Bu yüzden; her müslüman kötülüğe karşı tavır koymakla yükümlü olmakla beraber, müslümanlardan bir topluluk özel olarak bu görevle görevlidir. Bunlar, âlimlerdir. Âlimler bu görevi yerine getirmeleri halinde diğerleri sorumlu olmaktan kurtulur. Bu hususu ifade eden âyet-i kerime'de:

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten meneden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır” (Âl-i İmrân, (3) 104) buyurulmuştur.

Hayra çağırmak, dine de dünyaya da ait bir iyiliğe çağırmak demektir ki, İslâm’ın esasıdır. İyiliği emredip kötülükten menetmek de bunun önemli bir kısmıdır.

Peygamber Metodu:

İyiliği emredip kötülüğü menetmek, toplumu irşad etmek olduğundan, bu görev ifa edilirken her türlü kaba ve kırıcı davranışlardan sakınmak da gerekir. Bu görevin temelinde sevgi olmalıdır. Yine örnek Peygamberimizdir. Kur’an-ı Kerim’de: Peygamberimiz için şöyle buyuruluyor:

 “(Ey Muhammed) Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar  etrafından dağılıp giderlerdi.”( ÂI-i İmran, (3) 159)

Ebû Hureyre (r.a.) anlatıyor: Bir bedevi mescidin içinde idrarını yaptı. İnsanlar onu linç etmek için kalkıp başına üşüştüler. Bunun üzerine Peygamberimiz:

- “Onu bırakınız, işini görsün. Sonra idrarının üzerine bir kova su dökün, çünkü siz güçlük değil, kolaylık göstermek üzere gönderildiniz” buyurdu.

( Buhârî, Vudû, 58; Müslim, Tahâre, 30.)

Her işte zorluk değil kolaylık göstereceğiz, hele insanlara nasihat ederken kaba ve katılıktan uzak duracağız. Ancak o zaman nasihatimiz etkili olur, boşa vakit geçirmiş olmayız. Bir hadis-i şerifle konumuzu tamamlamış olalım. Peygamberimiz buyuruyor:

Kolaylaştırınız güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz.”  (Buhârî, İlim, 11; Müslim, Cihad,

Ramazan DEMİREL

Kdz. İlçe Müftülüğü Şube Müdürü


Haber : Değişim Haber Merkezi

Abone Ol